6 Aralık 2014 - 07:33
Bir Saplantı Hali : ESADFOBİ

‘Kardeşimiz Esad’ yakıştırmasından ‘zalim Esed’ tekerlemelerine dönüşümü içeren stratejik düşmanlık hali inişli-çıkışlı grafik izleyerek, ‘iç sorun’ haline getirilen, ‘dış siyaset’ çizgileri oldu.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- ‘Kardeşimiz Esad’ yakıştırmasından ‘zalim Esed’ tekerlemelerine dönüşümü içeren stratejik düşmanlık hali inişli-çıkışlı grafik izleyerek, ‘iç sorun’ haline getirilen, ‘dış siyaset’ çizgileri oldu.

Türkiye’de AKP Hükümetinin ‘iç sorun’ diyerek öncelikli sorun haline getirdiği Suriye denklemli çatışmalı süreç diplomatik-politik-ekonomik barındırdığı risk faktörleri ile lehte aleyhte yazılan birçok değerlendirmeye rengini veriyor.

Ülkede baskın egemen çevreler ‘Yeni Osmanlıcı-işbirlikçi’ kimlik ve hedef doğrultusunda ‘Suriye’yi düşürmeye’ odaklanan, saldırgan emperyal güçlerin şartlarını belirlediği kumar masasında varını yoğunu ‘rejim değişikliği’ kartına yatıran bakış açısına sahip. 2011- 2014/15 statik yaklaşımları bu minvalde karşılık buluyor. ‘Kardeşimiz Esad’ yakıştırmasından ‘zalim Esed’ tekerlemelerine dönüşümü içeren stratejik düşmanlık hali inişli-çıkışlı grafik izleyerek, ‘iç sorun’ haline getirilen, ‘dış siyaset’ çizgileri oldu.

Suriye yönetiminin kanlı şekilde gitmesi yönünde ellerinden geleni yapan AKP Hükümetinin amacı hesap bozumuna uğradı. Tekfirci terör ağlarıyla ilişkilenerek Türkiye’yi bunların sıçrama-merkez üssüne çeviren siyasal yaklaşım iflas etti. Hâlihazırda kanamalı durumu sürdürme tutumları devam etse bile siyaseten kaybeden taraftır. Tabiri caizse gün gelecek ‘bükemediği eli öpecek.’ AKP içinde yaşanacak ilk ciddi ‘gömlek değişimi’ operasyonun akabinde bu olasılık somut bir vaziyet alabilir.

Bölge liderliğine oynama vizyonu çizen, komşularla sıfır sorun sloganını kullanan AKP Hükümetinin özene bezene sakladığı çıkınından çıkardığı kullanabileceği tek sermayesinin terör irtibatlı ‘Sünni eksen’ dayatması olduğu görüldü. Liderlikten kast ettikleri Vahhabi gericilikle uyumlu tetikçilikti. Yani, çıkınlarının daha yolun başında yamalı bohça anlamı taşıdığı anlaşılmıştı.

İslami-insani makyajlı tutum sergilenerek İslam coğrafyasını ‘yeniden sömürgeleştirme’, emperyal güçlerin çıkarları doğrultusunda anılan hedef önünde engel teşkil eden direnen iktidar ve güçleri tasfiye etme rolüne uygun hareket edildi/ediliyor.

AKP bölge güçler dengesine göre ifade edilirse kimlere liderlik ediyor bu gayet açık. El Kaide’den Müslüman Kardeşler örgütüne uzanan halk ve inanç düşmanı selefist/paramiliter odaklara destek kanallarını açarak teröre liderlik ediyor. Egemen 'Sünni aleme' liderlik lafızlı söylemlerinin üzerini kazıdığınız da tekfiri selefist terör öbeklerine hamilik gerçeği ortaya çıkar. Neresinden tutmaya çalışırsanız orasından terör bağlantısı dökülen AKP hükümetinin obsesif 'Esed' siyaseti hastalık haline dönüştü. Klinik tedavisi gerektirecek düzeyde hezeyanik biçimler aldı.

Gerek Erdoğan, gerek Davutoğlu bıkıp usanma nedir bilmeden Suriye'nin seçilmiş meşru Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a düşmanlıklarını konuşturuyor. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi 'kan davası' gibi inadım inat hareket ederek bağımsızlık ve ilkelerinden taviz vermeden duruşunu sürdüren Esad'a zarar vereceğini düşündükleri her torbaya gönüllü giriyor. Bu ikilinin özgül ciddiyeti kalmayan 'Esadfobik' tavırları gün gelecek bu ülkede ders kitaplarına 'Türkiye nasıl uçuruma sürüklendi' başlığıyla konu edilecek. Yeni Osmanlıcı akıl tutulması bir yere kadar halüsinasyon gördürür sonrası gerçeklerle yüzleşme ve hesaplaşma vaktidir.

AKP hükümetinin çıkmaza giren gelinen aşamada çöken Suriye politikasının son bir kaç aylık sürecini gözlemleyen herkes Türkiye'nin terör destekçisi pozisyonunun çok daha geniş bir düzlemde tartışıldığı, bunun ülkeye faydadan ziyade zarar getireceğini bilir.

Türkiye'de hükümetin resmi tavrını özetleyen yandaş kesimlerce her gün işlenen 'Esadfobia' aynı anlama geldiği üzere Alevifobia'dır.

Suriye krizinin başından beri mezhep ayrımcı dil kullanan, %12'lik Alevi azınlık çıkarımları yapan, algı yönetimini mezhebi okumalarla geliştiren ve Beşar Esad'ın aileden gelen inanç kimliğini negatif tanımlamalara konu eden egemen zihniyet Suriye-Esad denklemi üzerinden Alevi düşmanlığı yapmaktadır. Elbette Suriye halkı Alevi-Sünni-Hristiyan omuz omuza vatan savunmasını sürdürüyor burada empoze edildiği gibi orada 'azınlık rejimi' diye bir şey söz konusu değil. Esadfobi bağlamlı siyasetleri Türkiye denklemine uyarlanırken, Alevifobik duygulara oynanıyor, yandaş kesimler böyle motive-mobilize ediliyor.

Bölge politikasını 'kazan kazan' ekseninden 'stratejik yalnızlığa' terk ettiren akıl takıntılı 'zalim Esed' tekerlemeleri ile rasyonel düşünme yetisini kaybetti. Aynı politik akıl güncelde 'Alevi açılımı' yapma iddiasında. Dikkatlerden kaçırmak istedikleri gelişme dinamiği ise, Alevi sorununun egemen kutuplaştırıcı baskın siyasanın etkisiyle bugün bariz görüldüğü gibi bir yaşam hakkı sorununa doğru evrildi.

Alevi-Caferi-Kızılbaş ortak inanç kaidesinin, tarihsel gelişme halkasının parçası dinamikler bölge ve en nihayetinde Türkiye'de ortak paydalarda buluşmakta, kolektif arayışlara yönelerek kendi çözüm dilini ve paradigmasını yaratmaktadır. Alevilerin aleyhinde işletilen görünür negatif siyaset doğallığında kendini savunma, bunun yolu- yöntemi hakkında yeni arayışlara yönelme zorunluluğu doğurdu.

Artık Türkiye'de Alevi sorunu bölgesel gelişme ve saflaşmadan bağımsız ele alınamaz. Aleviler bu saflaşma olgusunda bölgesel direniş ekseninin parçasıdır ve yaşam hakkı sorunsalını çıkarlarını eşitledikleri eksenin başarı ve başarısızlığına göre yorumlamaktadır.

Erken zafer hayaliyle ‘Esad düşmanlığına’ mezhebi dil ile yüklenen AKP’nin kimyasını oluşturan Alevi düşmanlığı beklenen zafer gelmeyince onun elini kolunu bağlayan açmaza kapı araladı. Açılım, mizansen şovlar ve radikal bir dönüşüm içermeyen ‘çözüm’ başlıklı taktiksel yaklaşımlar kendisini bekleyen hazin sonu geciktirmeyecek. Ülkeyi Yeni Osmanlıcı akılla kırılmanın eşiğine getiren AKP’nin kullandığı baskın dil onun çöküşünü getiren bumerangı olacaktır.

Ferhat AKTAŞ

Ekler